Tarih boyunca insanlar büyük imparatorlukların yıkılışına tanıklık
etmişlerdir. Antik Roma, Sasani İmparatorluğu, Abbasiler, Bizans, Osmanlı ve
Britanya İmparatorluğu farklı coğrafyalarda ve farklı dönemlerde hüküm sürmüş
olsalar da ortak bir kaderi paylaşmışlardır: Hiçbiri sonsuza kadar varlığını
sürdürememiştir. Bu durum tarihçiler için olduğu kadar filozoflar ve siyaset
teorisyenleri için de temel bir soruyu gündeme getirir: Bir medeniyet nasıl
ölür?
Bu soruya verilen popüler cevaplar genellikle; savaşlar, istilalar veya
ekonomik krizler etrafında şekillenir. Oysa tarihsel gerçeklik çoğu zaman daha
karmaşıktır. İmparatorluklar çoğunlukla dışarıdan gelen darbelerle değil,
içeride başlayan uzun süreli çözülme süreçleriyle zayıflar. Çöküş; ani bir
olaydan çok, yıllara hatta yüzyıllara yayılan bir aşınmadır. Bu nedenle bir
medeniyetin sonunu anlamak için son savaşa değil, o savaşı mümkün kılan
tarihsel koşullara bakmak gerekir.[1]
Bir toplumun gerilemesi çoğu zaman fark edilmez. Kurumlar işlemeye devam
eder, şehirler ayakta kalır, ticaret sürer ve insanlar gündelik hayatlarına
devam ederler. Ancak yüzeydeki bu süreklilik, derinlerde yaşanan dönüşümleri
gizleyebilir. Tarihçi Edward Gibbon, Roma İmparatorluğu'nun çöküşünü yalnızca
barbar istilalarına bağlamanın yetersiz olduğunu savunur. Ona göre Roma'nın
asıl sorunu: Yurttaşlık erdemlerinin zayıflaması ve kamusal sorumluluk
anlayışının aşınmasıdır.[2]
Gibbon'un yaklaşımı; çöküşü askeri bir olaydan çok, kültürel ve siyasal bir
süreç olarak değerlendirmesi bakımından önemlidir. Bu noktada çöküşü bir
binanın yıkılmasına benzetmek mümkündür. Bir bina çöktüğünde herkes gürültüyü
duyar ancak o çöküşü hazırlayan çatlaklar çoğu zaman yıllar boyunca görünmeden
büyümüştür.
Peter Heather'a göre; barbar kavimlerin baskısı Roma'nın sonunu hızlandırmış
olsa da asıl mesele imparatorluğun bu baskılarla başa çıkabilecek esnekliği
kaybetmesiydi.[4] Bir
başka ifadeyle sorun saldırının kendisi değil, saldırıya karşı direnme
kapasitesinin azalmasıydı. Roma'nın hikayesi bize önemli bir ders verir: Güçlü
kurumlar bir medeniyeti yükseltebilir ancak aynı kurumlar zamanla
katılaştığında değişime uyum sağlamakta zorlanabilirler.
İlginç bir biçimde birçok medeniyet, en parlak dönemlerinden kısa bir süre
sonra gerilemeye başlamıştır. Bu durum tarihçi Arnold Toynbee'nin dikkat
çektiği temel noktalardan biridir. Toynbee'ye göre; medeniyetler dış
tehditlerden çok, karşılaştıkları meydan okumalara yaratıcı cevaplar
üretemedikleri zaman çökerler.[5]
Benzer şekilde Oswald Spengler de medeniyetlerin canlı organizmalar gibi
doğduğunu, büyüdüğünü ve sonunda yaşlandığını öne sürer.[6]
Her ne kadar bu yaklaşım günümüzde tartışmalı kabul edilse de Spengler'in
dikkat çektiği nokta önemlidir: Maddi başarı, kültürel canlılığın devam edeceğinin
garantisi değildir.
Toplumlar yalnızca ekonomik çıkarlar veya askeri güç sayesinde ayakta
kalmazlar. Onları bir arada tutan şey: Ortak bir anlam dünyasıdır. Bir
medeniyetin vatandaşları aynı tarih anlatısını, aynı değerleri ve aynı geleceği
paylaşabildiği ölçüde birlik hissi gelişir. Bu ortak anlatı zayıfladığında ise
toplumsal bütünlük de zedelenmeye başlar. Sosyolog Benedict Anderson, ulusları
"hayal edilmiş cemaatler" olarak tanımlar.[8]
İnsanlar birbirlerini tanımasalar bile ortak bir aidiyet duygusu sayesinde aynı
topluluğun parçası olduklarına inanırlar.
Bu aidiyet hissi aşındığında toplum yalnızca siyasi değil kültürel bir kriz
yaşamaya başlar. Çöküşün en görünmez boyutu da burada ortaya çıkar. Çünkü
insanlar çoğu zaman kurumların zayıflamasından önce ortak anlamların kaybını
deneyimlerler. Geçmiş medeniyetlerin hikayeleri günümüz toplumları için
doğrudan kehanetler sunmaz. Tarih birebir tekrar etmez. Ancak tarihsel örnekler
belirli eğilimleri anlamamıza yardımcı olabilir.
[1] Arnold
J. Toynbee, A Study of History, Oxford University Press, 1934.
[2] The
History of the Decline and Fall of the Roman Empire, Cilt I.
[3] Bryan
Ward-Perkins, The Fall of Rome and the End of Civilization, Oxford University
Press, 2005.
[4] The Fall
of the Roman Empire, Oxford University Press, 2005.
[5] Arnold
J. Toynbee, A Study of History,
Vol. III, Oxford: Oxford University Press, 1934, s. 112-145.
[6] Oswald
Spengler, The Decline of the West,
Vol. I, New York: Alfred A. Knopf, 1926, s. 21-44.
[7] Joseph
A. Tainter, The Collapse of Complex
Societies, Cambridge: Cambridge University Press, 1988, s. 37-58.
[8] Benedict
Anderson, Imagined Communities:
Reflections on the Origin and Spread of Nationalism, London: Verso,
1983, s. 6-36.
[9] John Bagot
Glubb, The Fate of Empires and
Search for Survival, Edinburgh: William Blackwood & Sons, 1977,
s. 15-29.




Yorumlar
Yorum Gönder