Yapay Zeka Üzerine Bir İnceleme (2)

     "Yapay Zeka Üzerine Bir İnceleme (1)"de yapay zeka, üretim süreçleri, bilişsel emek ve bilgi ekonomisi bağlamında ele alınmıştır. "Yapay Zeka Üzerine Bir İnceleme (2)"de ise tartışma konusu, teknolojik etkilerin ötesine taşınarak etik ve politik boyutlarına odaklanmaktadır. Zira yapay zeka; yalnızca ne yaptığımızı değil, nasıl bildiğimizi, nasıl karar verdiğimizi ve kimin karar verdiğini kökten değiştirmektedir. Bu bağlamda artık temel soru şudur: Yapay zeka çağında bilgi, sorumluluk ve iktidar nasıl yeniden dağıtılmaktadır? 


Kaynak: https://pixabay.com/tr/photos/ai-robot-yapay-zeka-7977960/



    


    

    Yapay zeka sistemleri günümüzde yalnızca destekleyici teknolojiler olmaktan çıkmış, doğrudan karar alma süreçlerinin bir parçası haline gelmiştir. Kredi başvurularının değerlendirilmesi, işe alım süreçleri, sağlık hizmetlerinde önceliklendirme ve suç tahmin modelleri, algoritmik sistemlerin aktif rol oynadığı alanların başında gelmektedir. Bu dönüşüm, karar alma yetkisinin insandan teknik sistemlere kademeli olarak devredilmesi anlamına gelir. Ancak bu devrin çoğu zaman fark edilmeden ve tartışılmadan gerçekleştiği görülmektedir. Yapay zeka, karar süreçlerini hızlandırırken aynı zamanda onları görünmezleştirmekte; kararın nasıl alındığı sorusu çoğu zaman cevapsız kalmaktadır.[1] Bu durumda artık mesele, yapay zekanın daha doğru kararlar alıp almadığı değil; karar verme yetkisinin hangi aktörler arasında yeniden paylaştırıldığıdır.



Kaynak: https://cepr.org/voxeu/columns/workers-responses-threat-automation?utm_source=chatgpt.com

    



    Algoritmik sistemlerin karar süreçlerine dahil olması; klasik sorumluluk anlayışını ciddi biçimde zorlamaktadır. Hatalı, ayrımcı ya da zarar verici bir algoritmik kararın ardından şu sorular ortaya çıkar: Bu kararın faili kimdir? Yazılımcı mı yoksa sistemi kullanan kurum mu? Ya da kararın çıktısını sorgulamadan uygulayan insan mı? Bu belirsizlik, yapay zekanın etik açıdan en problemli yönlerinden biridir. Çünkü sorumluluğun net biçimde tanımlanamadığı bir ortamda hesap verilebilirlik de zayıflar. O’Neil’in vurguladığı gibi; algoritmalar tarafsız değildir; aksine mevcut toplumsal eşitsizlikleri teknik bir keskinlik kisvesi altında yeniden üretme eğilimindedir.[2] Dolayısıyla yapay zeka, yalnızca teknik bir araç değil; sorumluluğun bulanıklaştığı yeni bir yönetim biçimi olarak da değerlendirilebilir.


Kaynak: https://ustaddergi.com.tr/yapay-zekanin-ekonomi-politigi/

    




    Diğer taraftan son yıllarda "etik yapay zeka" kavramı, akademik ve kurumsal düzeyde giderek daha fazla dile getirilmektedir. Adalet, şeffaflık, hesap verebilirlik ve insan denetimi gibi ilkeler, yapay zeka sistemlerinin etik çerçevesini oluşturmak amacıyla öne sürülmektedir.[3] Ancak bu etik söylemin önemli bir sınırı bulunmaktadır. Etik ilkeler çoğu zaman yapısal güç ilişkilerini sorgulamadan, teknik düzeyde çözüm üretmeyi hedefler. Oysa algoritmaların beslendiği veri setleri tarihsel ve toplumsal eşitsizliklerin izlerini taşır. Bu nedenle etik sorunlar, yalnızca "daha adil algoritmalar" geliştirilerek çözülemez. Etik yapay zeka tartışması, teknolojik bir düzenleme meselesinden çok, politik ve toplumsal bir müzakere alanı olarak ele alınmalıdır.


Kaynak:https://pixabay.com/tr/photos/magnifier-schedules-tablolar-g%c3%b6zl%c3%bck-5245329/


    

    


    Yapay zeka çağında veri, ekonomik ve politik gücün temel kaynaklarından biri haline gelmiştir. Ancak bu güç, eşit biçimde dağılmamaktadır. Büyük teknoloji şirketleri, sahip oldukları veri hacmi ve algoritmik altyapı sayesinde yalnızca piyasa üzerinde değil, bireylerin davranışları üzerinde de belirleyici hale gelmektedir. Zuboff'un "gözetim kapitalizmi" kavramı, bu durumu açıklamak için önemli bir çerçeve sunar. Yapay zeka destekli sistemler, kullanıcı davranışlarını yalnızca analiz etmekle kalmaz; onları öngörebilir ve yönlendirilebilir kılar.[4] Böylece iktidar, doğrudan baskıdan ziyade davranışsal yönlendirme yoluyla işler. Bu bağlamda yapay zeka, çağdaş iktidar biçimlerinin dijital bir uzantısı olarak okunmalıdır.


    Yapay zeka sistemlerinin yaygınlaşması, insanın karar alma süreçlerindeki rolünü de dönüştürmektedir. İnsan giderek daha fazla karar veren değil, kararı onaylayan bir konuma itilmektedir. Bu durum, etik ve politik sorumluluğun teknolojiye devredilmesi riskini beraberinde getirir. Mesele, insan ile makine arasında bir rekabet değil; yetkinin hangi sınırlar içinde devredileceği meselesidir. Eğer bu sınırlar açık biçimde tanımlanmazsa, yapay zeka kararları sorgulanamaz bir otoriteye dönüşebilir.



Kaynak: https://tr.linkedin.com/pulse/yapay-zeka-benim-yerime-karar-verebilir-mi-an%C4%B1l-%C3%B6zalp

    

    Sonuç olarak; yapay zeka çağında temel sorun, teknolojinin ne kadar değil; bu teknolojinin hangi alanlarda ve hangi koşullarda karar verme yetkisi kullandığıdır. Yapay zeka, insanlığın karşısına dışsal bir güç olarak çıkmaz aksine insanın kendi örgütlenme biçiminin teknik bir yansımasıdır.


Bu nedenle asıl soru şudur:

Kararları gerçekten kim veriyor ve bu kararların sorumluluğunu kim üstleniyor? 

 

 




[1] Burrell, J. (2016). How the Machine ‘Thinks’: Understanding Opacity in Machine Learning Algorithms. Big Data & Society.

[2] O’Neil, C. (2016). Weapons of Math Destruction. Crown.

[3] Floridi, L., Cowls, J., Beltrametti, M., et al. (2018). AI4People—An Ethical Framework for a Good AI Society. Minds and Machines, 28(4), 689–707.

[4] Zuboff, S. (2019). The Age Surveillance Capitalism. PublicAffairs.


Yorumlar